Miryokefalon Zaferi ve Mehmet Ali Çelik
Miryokefalon Zaferi ve Mehmet Ali Çelik
Müslüm AKTÜRK'ün yazısı...
Müslüm AKTÜRK'ün yazısı...
1176 yılında gerçekleşen Miryokefalon Savaşı, Türkler için en az 1071’deki Malazgirt Zaferi kadar hayati bir öneme sahiptir. 1071’de kazanılan Malazgirt Savaşı ile Anadolu’nun kapıları Türklere açılmış, ancak 1176’da elde edilen Miryokefalon Zaferi ile bu topraklar adeta tescillenmiş, Anadolu’nun tapusu Türk milletine kazandırılmıştır.
Eğer Miryokefalon Zaferi kazanılmamış olsaydı, bugün İzmir, Bursa, İstanbul gibi birçok kadim şehrin mevcut coğrafyamız içinde yer alıp almayacağı dahi tartışmalı olabilirdi. Böylesine kritik bir zaferden söz ediyoruz.
Ne var ki, Malazgirt her yıl görkemli törenlerle anılırken; Anadolu’nun kaderini kesin biçimde belirleyen Miryokefalon Zaferi, hak ettiği ilgiyi bir türlü görememektedir. Bunun en önemli nedenlerinden biri ise zaferin hangi il sınırlarında kazanıldığına dair ortak bir görüşün bulunmamasıdır. Isparta, Konya, Denizli ve Afyon arasında süregelen bu tartışma, maalesef böylesine büyük bir tarihi mirasın her yıl sınırlı ve göstermelik etkinliklerle geçiştirilmesine neden olmaktadır.

MEHMET ALİ ÇELİK VE TARİH ŞUURU
Şimdi gelelim Mehmet Ali Çelik’in Miryokefalon Zaferi ile olan bağına…
Açıkça ifade etmek gerekir ki, Miryokefalon Savaşı’nı ve bu zaferin anlamını büyük ölçüde Sayın Mehmet Ali Çelik sayesinde öğrendim. Bu durum, bir yandan bizim tarih konusundaki eksikliğimizi, diğer yandan ise bu önemli zaferin yeterince anlatılamamış olmasını düşündürüyor.
Mehmet Ali Çelik ile Tüm İnternet Gazeteciliği ve Gazeteciler Derneği (TİNGADER) çatısı altında birlikte görev yapıyoruz. Kendisi Genel Başkan, ben ise Genel Başkan Yardımcısı olarak yaklaşık beş yıldır gazetecilik mesleğinin sorunlarını dile getirmek ve çözüm üretmek adına yoğun bir çaba içerisindeyiz.
Aynı zamanda tarih öğretmeni olan Mehmet Ali Çelik, bulunduğu her ortamda Miryokefalon Zaferi’ni anlatmayı adeta bir görev edinmiş durumda. Katıldığımız toplantılarda, ziyaretlerde, resmi ya da gayriresmi her platformda bu konuyu gündeme getiriyor. Öyle ki, birkaç yıl öncesine kadar sınırlı bilgiye sahip olduğum bu konuda, onun anlatımları sayesinde neredeyse kitap yazabilecek seviyede bilgi sahibi olduğumu söyleyebilirim.
Bu zaferin komutanı Sultan II. Kılıçarslan bugün hayatta olsaydı, kanaatimce Mehmet Ali Çelik’i alnından öperdi.
ISPARTA İDDİASI VE BİR TEPKİYLE BAŞLAYAN MÜCADELE
Miryokefalon Zaferi’nin nerede kazanıldığına dair tartışmalar sürerken, bu mücadelenin çıkış noktası aslında oldukça çarpıcı bir ana dayanıyor.
Isparta’da görev yapan bir valinin sarf ettiği “Önemli olan savaşın kazanılmasıdır, nerede kazanıldığı önemli değil” şeklindeki ifade, Mehmet Ali Çelik için bir kırılma anı oldu. Bu sözü kabul edemedi. Çünkü ona göre bir zaferin sadece sonucu değil, gerçekleştiği coğrafya da tarihî kimliğin ve hafızanın ayrılmaz bir parçasıydı.
İşte bu tepki, zamanla bir mücadeleye dönüştü.
Mehmet Ali Çelik, Miryokefalon Zaferi’nin Isparta topraklarında kazanıldığını savunarak bu konuda tek başına bir çaba başlattı. İlk etapta ferdi olarak yürüttüğü bu çalışma, zamanla karşılık buldu, destek gördü ve genişledi. Onun kararlı duruşu, yalnız bir gayretten çıkıp toplumsal bir sahiplenmeye dönüştü.
Bugün gelinen noktada ise bu hareket, kurumsal bir yapıya kavuşarak Miryokefalon Zafer Derneği’nin kurulmasına kadar ilerledi.
SOMUT ADIMLAR VE KAZANIMLAR
Mehmet Ali Çelik’in öncülüğünde son yıllarda dikkat çekici gelişmeler yaşandı:
Isparta Valisi Abdullah Erin’in göreve başlamasının ardından, valilik logosuna Miryokefalon Zaferi’ni simgeleyen çift başlı Selçuklu kartalı eklendi.
Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, önemli bir kavşağa “Miryokefalon” adını verdi ve konunun tescili için Türk Tarih Kurumu nezdinde girişimde bulundu.
Tarih-coğrafya uzmanı Ramazan Topraklı, zaferin Isparta topraklarında kazanıldığına dair kapsamlı bir eser kaleme aldı.
10 bin adet Miryokefalon haritası bastırıldı ve geniş kitlelere ulaştırıldı.
Miryokefalon Zafer Derneği kuruldu.
Her yıl 17 Eylül’de camilerde hatimler indirildi, dualar edildi, geleneksel ikramlar gerçekleştirildi.
Isparta’da Çin ortaklı bir elektrikli araç firması, ürettiği araca “Miryokefalon” ismini verdi.
En dikkat çekici gelişmelerden biri ise, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2025-2026 eğitim öğretim yılında dağıttığı ders kitaplarında, zaferin Gelendost/Yenice hattında kazanıldığına dair ifadelerin yer alması oldu.
Tüm bunlar, bir tepkiyle başlayan bir fikrin nasıl güçlü bir harekete dönüşebileceğinin somut göstergesidir.
ÇANAKKALE’DE YAŞANAN VE BU YAZIYA SEBEP OLAN AN
Gelelim bu yazıyı kaleme almama neden olan o çarpıcı ana…
Geçtiğimiz hafta TİNGADER adına Mehmet Ali Çelik ile birlikte Uluslararası Gazeteciler Konfederasyonu’nun Çanakkale’de düzenlediği “Basının Medya Meslek Yasası ve Medya Meslek Birliği Yolculuğu” çalıştayına katıldık.
İki gün süren program boyunca pek çok temas gerçekleştirdik. Ancak değişmeyen tek şey vardı: Mehmet Ali Çelik, girdiği her ortamda Miryokefalon Zaferi’ni anlatmaya devam etti. Valiye, belediye başkanına, rektöre, akademisyene, gazeteciye… Kısacası karşısına kim gelirse gelsin, aynı heyecanla bu tarihi gerçeği dile getirdi.
Çalıştayın ikinci günü akşam yemeğine giderken, yaklaşık 20 dakika süren yol boyunca yine Miryokefalon konuşuldu. Ancak bu kez farklı bir şey oldu.
Araçta bulunan gazeteci ve belgeselci İsmail Kahraman, Mehmet Ali Çelik’in anlatımından derinden etkilendi. Sorular sormaya başladı, detayları öğrenmek istedi ve nihayetinde “Bu konuyu yerinde görmek, Isparta’ya gelip bir belgesel çekmek istiyorum” dedi.
İşte tam o anda…
Mehmet Ali Çelik’in yüzündeki ifade değişti. Bu kez sadece anlatan değil, adeta bir emaneti devretmeye hazırlanan bir insanın ciddiyeti vardı.
Bir an sustu. Sanki zihninden yılların mücadelesi geçti. Sonra ağır ama net bir ses tonuyla şunu söyledi:
“Bana bir şey olursa… İsmail beyi Ramazan Topraklı hocamızla tanıştır. Bu belgesel yarım kalmasın… O, bu işi tamamlar.”
Bu söz, sıradan bir temenni değildi. Bir ömrün yükünü taşıyan, yarım kalmasından endişe edilen bir davanın ifadesiydi. Bir insanın, inandığı bir meseleyi kendi hayatının önüne koyduğunu gösteren nadir anlardan biriydi.
Sağlık sorunlarından da bahseden Mehmet Ali Çelik’in bu yaklaşımı, onun Miryokefalon meselesini sadece bir tarih başlığı olarak değil; bir sorumluluk, bir emanet ve bir dava olarak gördüğünü açıkça ortaya koyuyordu.
İşte bu samimiyet, bu içtenlik ve bu adanmışlık, bu yazıyı kaleme almamın en temel sebebi oldu.
YAŞARKEN KIYMET BİLMEK
İnsanlar çoğu zaman hayattayken hak ettikleri değeri göremiyor. Mehmet Ali Çelik ise özellikle cesur gazeteciliği ve ortaya koyduğu mücadele ile Isparta kamuoyunda önemli bir karşılık bulmuş durumda.
Bir anket yapılsa, hakkında olumsuz yazılar yazdığı kişiler dışında, Isparta halkının büyük çoğunluğunun kendisini takdir edeceğine inanıyorum. Özellikle Miryokefalon konusundaki katkıları değerlendirildiğinde bu oranın daha da yüksek çıkacağı kanaatindeyim.
Bu nedenle, “yaşarken hakkını teslim etmek” adına bu yazıyı kaleme aldım.
Elbette hepimiz insanız. Hatalarımız, eksiklerimiz olabilir. Ancak burada biz, bardağın dolu tarafına baktık. Mehmet Ali Çelik’in Isparta’ya kattığı değeri, ortaya koyduğu emeği ve bıraktığı izi yazdık.
Daha önce Isparta’ya katkı sunan isimler arasında Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Metin Çelik’i kaleme almıştık. Bu yazıda ise yine aynı soyadı taşıyan bir başka ismi; Miryokefalon Zafer Derneği Başkanı, gazeteci-yazar Mehmet Ali Çelik’i ele aldık.
Bir sonraki yazıda, Isparta’ya değer katan bir başka isimde buluşmak üzere…
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.